|
Antalya şehir merkezindeki saat kulesinin bulunduğu meydanda tuzak var arkadaşlar. Fotoğrafta da görüldüğü üzere meydanın ortasına yuvarlak bir zemin yapmışlar. Zeminde belli belirsiz delikler mevcut. Benim gibi ortamın yabancısı olan bir vatandaş o delikleri göremez (Çünkü sağa sola bakınıyordur, nasıl bakınmasın ki, gezmeye görmeye geldiği bir şehirde yere mi bakar insan? Saat kulesine bakar mesela) İşte ben de öyle yaptım. Saat kulesini seyrede seyrede II. Attalos heykelinin önüne geldim ve fotoğraf makinemi çıkarıp kulenin fotoğrafını çekmeye hazırlandım. İşte ne olduysa o anda oldu. Ayaklarımın altından aniden sular fışkırmaya başladı ve ben akşamın o saatinde sırılsıklam oldum. Bence bu sulama olayı bilinçli ve kasıtlı olarak tasarlanmış olmalı. Havuz dediğin, yer seviyesinden aşağıda olmaz mı? Hadi farklı bir şey yapalım dediniz ve yürüyüş yoluyla aynı hizada havuz (!) yaptınız, bari suyu devamlı fışkırtın da millet oranın sulak bir yer olduğunun farkına varsın. Suyu o deliklerden belli aralıklarla fışkırtıyorsanız ben bunda kasıt ararım arkadaş.
Şimdi aklıma geldi…
Bu sakın civardaki mağazaların işi olmasın? Öyle ya ıslananların yarısı gidip üstüne başına kuru bir şeyler alsa ihya olurlar.
Hazır söz “su”dan açılmışken kaldığım oteldeki SPA’dan bahsetmemek olmaz. Sauna, buhar odası, jakuzi, masaj odaları ve Türk Hamamı’ndan oluşan bir kompleks bu SPA ve giriş bölümüne kocaman harflerle her dilden “Mayosuz girilmez” yazısı asılmış.
Bu “suyla gelen sağlık” olayını ben de severim. Saunaya girersiniz, içerisi 70 derecedir ve mis gibi mentol kokusunu içinize çekerek 20 dakikada tonlarca ter atarsınız. Oradan buhar odasına geçer ve biraz da orada kalırsınız. Çıkışta ara bölmedeki şezlonglara uzanır azıcık dinlenirsiniz.
Ben de öyle yaptım. Sauna ve buhar odasından sonra kendimi şezlonglara attım. Tam uzandım ve soluklanıyordum ki Türk Hamamının kapısı açıldı. Hamam olayını yanlış yorumlamış ve girişteki tabelayı gözden kaçırmış olduğunu sandığım bir Fransız en doğal (!) haliyle şezlonglara doğru geldi ve yanımdaki şezlongda dinlenen hanımından havlusunu istedi. Hanımı şezlongdan doğrulup karşıki dolaplara gidip dolaptan havluyu çıkarıp geri şezlonga gelip adama havluyu uzatana kadar tuttuğum kahkahamı daha fazla dizginleyemedim. O ana kadar büyük bir huzur ve sessizliğin hakim olduğu SPA kompleksinde kim varsa sanki benim kahkahamı bekliyormuşçasına gülmeye başladı.
Sonra ne mi oldu?
Hiiiiiç…
Fransız havluyu beline sarıp güle oynaya çıkıp gitti.
Biliyor musunuz? Antalya’da adı Şarampol olan bir cadde var. Sağda solda yuvarlanılacak en ufak bir meyil bile yokken oraya neden Şarampol Caddesi adını verdiler dersiniz?
30.07.2009
NİLGÜN AKAD
| |