ÖZENLE BUNALIMA GİRİLİR

 


Başka bir sitedeki yazarlar kendi aralarında şöyle bir oyun oynuyorlarmış; Kişi kütüphaneden kendisine en yakındaki kitabı eline alıp 56.sayfayı açıyor ve 6.cümleyi yazı konusu olarak seçiyormuş.
Ben de denemek istedim ve kendi kütüphanem yerine, sabah erkenden büyük bir kitapevine gittim. Kişisel gelişim konulu kitapların olduğu bölüme gelince gözümü kapatıp bir kitap seçtim. Gözümü açtığımda elimde Mümin Sekman’ın “Her şey seninle başlar” isimli kitabı vardı. Heyecanla 56. sayfayı açtım. İşte şansıma çıkan 6. cümle;
“Garantili bir şekilde bunalıma girip başarılı olmanın yolları!”,
Okuduğum bu cümleden sonra düşünmeye başladım. Beni bunalıma sokma ihtimali olan “şey”ler nelerdi? Gün içinde olacakları bir kenara kaydetmeye karar verdim.
İşte bir güne sığdırdığım bunalım gerekçelerim;
Kitapevinden sonra yakındaki bankamatiğe gittim. Önümde genç bir kız vardı, sıramı beklemeye başladım. O esnada gözüm kızın kıyafetine takıldı. Altına eşofman üstüne de kısa bir mont giymişti. Eşofmanın kalça kısmında kabartma baskıyla “touch me” yazıyordu. İşi biten kız bankamatikten çektiği parayı cüzdanına koymaya çalışırken bankamatik kartını yere düşürdü. Kartı almak için yere eğilen kızın arkasındaki yazı iyice ortaya çıktı. O yazıyı okuyup da “Peki” diyerek talimata uymaya kalkan olursa suç kimde olacak? Poposuna “dokun bana” yazan mı, dokunan mı?
Şimdi gel de bunalıma girme.
Bankamatikte işimi bitirip yürümeye başladım. Şimdi bir kahve iyi giderdi. Karşıma çıkan ilk kafeye girdim. Kahvemi ısmarlayıp dışarıyı seyre koyuldum. Tam karşıdaki tabela dikkatimi çekti.
“İl pedrino restorante kebap”
Nasıl yani?
Bir nevi İtalyan (!) kebapçısı mıydı bu acaba? Her tabelaya bir yabancı kelime kondurmayı marifet sanan günümüz girişimcileri işi çığırından çıkardılar sonunda. İtalyan kebapçısının beni bunalıma sokmasına izin vermemek için bakışlarımı kafenin içine çevirdim ve o anda yan masadan gelen bir ses dikkatimi çekti. Kulakları tırmalayan bir metal sesiydi bu. Ruj kullanan bazı hanımlar yemek yerken çataldaki yiyeceği dişleri ile alırlar ağızlarına. Maksat rujları bozulmasın… İyi de çatal her seferinde dişe değdikçe çıkan o metal sesine dayanmak kolay mı? Çin işkencesi gibi… Ya da su işkencesi… Hani adamı bağlarsınız ve suyu belli aralıklarla kafasına damlatırsınız. Tıp tıp tıp… Adam iki güne kalmaz çıldırır. Bu da çatal işkencesi mübarek.
Bunalıma girmemek için kahvemi yarım bırakıp çıktım oradan.
Daha iki adım atmıştım ki telefonum çaldı. Baktım bir arkadaşım arıyor. Keyifle açtım telefonu. Lafa “Bugün aramalarım bedava da, bir arayayım dedim.” diye başladı. Aradığı için sevineyim mi, üzüleyim mi bilemedim. İki kontörlük hatırım da mı yok arkadaş?
Şimdi gel de bunalıma girme.
Bedava telefon konuşmamızı bitirip yürümeye devam ettim. Tam caddenin karşısına geçmeye niyetlendiğim anda son hızla gelen bir Toyota’nın sürücüsü direksiyon hakimiyetini kaybetti. Önce savrularak orta refüje fırladı, ardından tekrar caddeye indi fakat yine direksiyonu toparlayamayıp bu kez de aynı hızla kaldırıma çıkıp tam önümdeki beton elektrik direğine büyük bir gümbürtüyle bindirdi. Arabadan bir anda dumanlar yükselmeye başladı. Yoğun dumanın içine dalıp sol ön kapıyı açtım ama hem nefes alamadığım hem de gözüm yandığı için geri çekilmek zorunda kaldım. O anda başka bir araç sürücüsü hemen yangın söndürme tüpünü alarak yardıma koştu. Birkaç saniye sonra da duman dağıldı. Bu arada çevreye birkaç kişi daha toplanmıştı. Biri telefonla ambulans çağırmaya çalışırken az önce açtığım kapıya tekrar yanaştım. Araçta sadece bir kişi vardı ve o da başını ön cama çarparak yaralanmış olan atmış yaşlarındaki sürücüydü. Alnının üst kısmından oluk oluk akan kanla tüm yüzü ve göğsü kıpkırmızı olmuştu ve kanama devam ediyordu. Hemen çantamdaki kağıt mendil paketinden birkaç tane mendil çıkarıp yaranın üzerine koydum ve elimle bastırdım. Yaralı sürücü kazanın şokunu üzerinden atamamış, korkuyla yüzüme bakıyordu. O sırada çevredeki meraklılardan biri sağ kapıyı açarak kafasını içeri soktu ve “Amca, çok hatalısın, niye hızını hiç kesmedin?” dedi. Bir anda tepem attı. “Dua et ki elim meşgul yoksa senin kafanı da ben patlatırdım. Sırası mı şimdi hesap sormanın?” diye bağırdım.
Ciddi bir trafik kazasını heyecanlı bir film gibi seyredip bir de yaralıyla olayın muhasebesini yapmaya kalkmak nasıl bir insanlıktır?
Al işte bunalıma girmek için bir neden daha!
Ve sonunda "Bu kadar bunalım yeter, gidip annemi ziyaret edeyim, keyfim yerine gelsin" dedim. Kısa süre sonra annemin kapısındaydım. Kapıyı, iki haftada bir temizliğe gelen yardımcısı açtı. Elinde diş fırçası, ağzında da beyaz köpükler vardı. Ben içeri girip kapıyı kapatırken o da banyoya gidip dişini fırçalama işini bitirdi. O kadar hoşuma gitmişti ki takdir etmeden duramadım. "Bravo Atike. Dişlerine bu kadar özen gösterdiğini, yanında diş fırçanı taşıdığını bilmiyordum." Aldığım cevapla günün son bunalımını yaşadım. "Yanımda taşımıyorum ki, banyoda bir tane var nasıl olsa."
Sonuç olarak
Gün bittiğinde “56.Sayfa, 6.cümle” denemesinin bana yaramadığına karar verdim. Bu oyunu oynayanlara kolaylıklar diliyorum. Benden bu kadar!
Trafik kazasının sonucunu merak edenler için not: Ambulans gecikmeden geldi, yaralı hastaneye nakledildi. Umarım iyileşmiştir.

31.07.2009

NİLGÜN AKAD

  Okunma sayısı: 158
<< GERİ